Dünyadan şiirler

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
yoksun,
yüreğimin yanında bir yürek boşluğu ...
 
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
 
dilediğimce varamıyorum ki sana;
oysa hücre hücre bölebilsem dudaklarımı
koynumu ellerimi,
eklesem kollarımı;
her hücreni tek tek sarıp sevseler,
öpseler bir tekini atlamadan…
 
kuş olsun,
insan olsun,
yalnızlık sevmeyi bilmeyenlerin icadı…”

edip cansever
 
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
 
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...
 
yokluğun cehennemin öbür adıdır
üşüyorum, kapatma gözlerini.
 
yokluğundur karartan geceleri, yokluğundur kanatan yüreğimi.
yokluğun felaketimin sebebi.
bilsem bir gün çıkıp geleceğini, baharmışçasına beklerdim seni.
 
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
 
aklımın içinde ben,
benim içimde sen.
senin gözlerinde bir ateş,
benim içimde güneş yerine “sen” açıyorsun.
 
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? ..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
 
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...
 
gölge kuşları ve mor rüzgarlar
portakal rengi kadife taşlar
kırmızıya çalım atar o deli saçlar
beni tenine kat;
kurban olsun bize bütün günahlar.
 
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
 
tam yüzyıl..
tam yüzyıl oldu yüzünü görmeyeli
gözlerin içimde durmayalı.
dokunmayalı sıcaklığına karnının
tam yüzyıldır bekler beni bu şehirde bir kadın
aynı daldaydık
aynı daldaydık
aynı daldan düştük ayrıldık
aramızda yüzyıllık zaman
yol yüzyıllık.
 
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir ' Katibim'i...
 
yar ya da yâr; ikisi de aynı uçurum.
korksam atlar mıydım buluttan göğsüne?
 
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
 
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri